İSTANBUL
26 Kasım 2015 Perşembe
GALATASARAY LİSESİ
XV. yüzyılda saray mektebi enderûn, Osmanlı sarayında padişahın günlük yaşamını geçirdiği, sarayın eğitim birimlerinin,kütüphanenin, hazine odasının yer aldığı büyük bahçe içine kurulu bir kompleksti. Burada, başta padişah olmak üzere, saraydaki diğer görevlilerin danışabileceği, birçok alanda bilgi sahibi kişiler hizmet vermekteydi. Yüksek öğrenimlerini Saray Okulu'nda alan bu kişilerin ilk ve orta dereceli eğitimlerini layıkıyla sağlamak amacıyla, II. Bayezid, 1481 yılında Galata Sarayı Hümayûn Mektebi adında bir okul kurarak Osmanlı saray eğitiminin önemli bir parçasını oluşturdu. Kurum enderûna üst düzeyde eğitimli görevli yetiştirdiğinden, Mekteb-i Sultanî ve Galata Sarayı Ocağı gibi adlara da sahiptir.
Evliya Çelebi'nin aktardığı hikâyeye göre ise okulun kuruluşu daha farklı olmuştur; II. Bayezid, bir kış günü Galata sırtlarında avlanırken son derece bakımlı büyük bir bahçe içinde, köhnemiş küçücük bir kulübe görür. Kulübenin sahibi Gül Baba ile tanışan padişah, onu bahçeye gösterdiği özenden dolayı ödüllendirmek ister ve Gül Baba'nın isteği üzerine bu bahçeye bir mektep ve bir darüşşifa (hastane) yaptırır.
1675 yılına gelindiğinde, ocaktaki iç oğlanlardan yeteneklileri saraya alınmaya başlanırken, diğerleri süvari bölüklerine dağıtılmaya başlanır ve kurum on yıllığına tasfiye edilir. 1715 yılında yeniden açılan ocak, tekrar acemi oğlanların eğitimini üstlenir. 1820 yılına dek Osmanlı'nın en önemli kurumlarından biri olan Galata Sarayı Ocağı, bu yıldan sonra Tıbbiye ve kışla olarak kullanılır.
XIX. yüzyılda önemi ve işlevi gün geçtikçe artan kurum, Osmanlı'da Batılılaşma döneminin ve Tanzimat uygulamalarının bir simgesi olur. Çünkü bu kez de Osmanlı'da hukuksal, siyasal, ve sosyal alanda gerçekleştirilecek yenilikleri yaşama geçirecek aydın kadrolara, ve bu kadroların yetiştirilmesi için geleneksel eğitimin dışında batılı programları da bünyesinde barındıran bir eğitim kurumuna ihtiyaç vardır. İstanbul'da daha ziyade yabancıların ve gayrimüslim Osmanlıların devam ettiği ve Fransızca eğitim yapan Saint Benoît, Notre Dame de Sion gibi okullar vardı, ancak bu okullar Osmanlı'dan çok Fransa'nın denetiminde idiler. Amaç, Osmanlı Devleti'nin etkin olacağı batılı bir kurum yaratmaktı. Bu amaç doğrultusunda 1 Eylül 1868'de Abdülaziz'in katıldığı bir törenle Mekteb-i Sultanî adıyla kurum yeniden faaliyete geçer. Dönemin Paris büyükelçisi Mehmed Cemil Paşa ile Hariciye Nazırı Fuad Paşa'nın çabalarıyla kurum Fransa'daki lise eğitimine denk ve aynı kalitede öğrenci yetiştirir. Öğrencilerin arasında Katolik, Ortodoks ve Musevî öğrenciler de vardır. 9-12 yaşlarında öğretime başlayabilen bu öğrenciler dil durumlarına göre Fransızca ya da Türkçe hazırlık okumaktadırlar. 1908 yılında müdür Tevfik Fikret Bey'in yaptığı yeniliklerle; ilk, orta ve lise için 3'er yıllık programlar hazırlanarak eğitim süresi 9 yıla çıkar. Ayrıca Farsça, Arapça, İtalyanca, Latince, Rumca, Ermenice ve Almanca dersleri isteğe bağlı olarak seçmeli ders statüsüne getirilirken, piyano ve keman dersleri de programa dahil edilir.
Öte yandan 1905 yılında, Ali Sami Yen ve arkadaşlarından oluşan bir grup öğrenci Galatasaray Spor Kulübü'nü kurmuşlardır.
1927 yılında kurum, Galatasaray Lisesi adıyla ve Cumhuriyet devrimlerine uygun olarak eğitime başlar. TeneffüslerdeFransızca konuşma zorunluluğu kaldırılır ve genel kültür dersleri Türkçe verilmeye başlar. 1965 yılında okula kabul edilen kız öğrenciler için Feriye Sarayları hizmete açılır. 1968'de Mekteb-i Sultanî'nin kuruluşunun 100. yılı nedeniyle dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle liseyi ziyaret eder. 1975'te ise kurum, anadolu lisesi konumuna getirilir ve ortaokul ve liseden oluşan eğitim 8 yıla çıkar. 14 Nisan 1992 tarihinde Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ile 8. cumhurbaşkanıTurgut Özal arasında imzalanan protokolle ilkokul ve üniversite eğitimini de kapsayan Galatasaray Eğitim Öğretim Kurumu (GEÖK) hayata geçirilir. GEÖK bünyesinde 1993 yılında Galatasaray İlköğretim Okulu, 1992 yılında ise Galatasaray Üniversitesi kurulur.
Liseye kayıt kontenjanının üçte biri, Galatasaray İlköğretim Okulu'ndan mezun olacak öğrencilere ayrılmıştır. İlköğretim okulunun amacı, birinci sınıfa başlayan 50 öğrencisinin tamamının eğitiminin devamını Galatasaray Lisesi'nde sağlamaktır. Bunun için öğrenciler, Galatasaray Üniversitesi'nin, Galatasaray Lisesi ve Galatasaray İlköğretim Okulu yönetmeliği çerçevesinde yapılan iç sınavlarda başarılı olmakla yükümlüdürler. İlköğretim okulu tarihinde sadece bir öğrenci 2005 yılında liseye asilden, yatay geçiş hakkını kullanmadan girebilmiştir.
Günümüzde Galatasaray Lisesi anadolu lisesi kategorisinde, eğitim dili Fransızca, Türkçe, İngilizce, İtalyanca ve Latince olan bir devlet lisesidir. Lise, Milli Eğitim Bakanlığı, Fransız Hükümeti ve Galatasaray Vakfı’nca resmen tanınmış bir kurumdur. Galatasaray Lisesi bünyesinde her biri otuz öğrenci kapasiteli 54 sınıf, iki multimedya merkezi, her biri kırk öğrenci kapasiteli iki resim atölyesi, iki müzik odası, biri 250, öbürü 350 öğrenci kapasiteli iki toplantı merkezi, 30 bilgisayarlı bir bilgisayar laboratuvarı, bir tenis kortu, üç jimnastik salonu, bir futbol sahası, 15 kişilik revir, 250 kişilik kız öğrenci yurdu, 675 kişilik erkek öğrenci yurdu, her biri 400 kişilik üç büyük yemekhane yer almaktadır.
24 Kasım 2015 Salı
HALİÇ KÖPRÜSÜ
Haliç Köprüsü, İstanbul'da Haliç üzerinde bulunan köprülerden biridir. Ayvansaray ile Halıcıoğlu arasında uzanır.
1971 yılında Boğaziçi Köprüsü, çevreyolu ve Haliç'e üçüncü köprü yapımı için imzalanan anlaşmayla yapımı kararlaştırılmıştır. Boğaziçi Köprüsü çevre yollarının Haliç geçişini sağlayan bu köprü, ayaklar üzerinde inşa edilmiştir. Yapımı Türkiye Cumhuriyeti Karayolları Genel Müdürlüğü, Ishikawajima-Harima Heavy Ind. Co. Ltd. adlı Japon veJulius Berger-Bauboag AG adlı Alman kuruluşlar tarafından 34 ayda gerçekleştirildi ve 10 Eylül 1974 tarihinde hizmete girdi. Boğaziçi Köprüsü'nün çevreyolu olan Otoyol 1Haliç Köprüsü üzerinden geçmektedir.
Uzunluğu 995 m, genişliği 32 m, deniz yüzeyinden yüksekliği 22 m'dir. Kış aylarında buzlanma kaynaklı pek çok kaza gerçekleşmektedir.
GALATA KÖPRÜSÜ
Galata Köprüsü İstanbul’da Eminönü ile Karaköy arasında bulunan ve Haliç’in iki yakasını birbirine bağlayan köprü.
Sultan İkinci Bayezid Han (1468-1512) Haliç üzerinde ilk köprü kurma teşebbüsünde bulundu ise de bunu gerçekleştiremedi. Daha sonra Bezmialem Valide Sultan “Valide Köprüsü” adı verilen ilk ahşap köprüyü yaptırdı (1837). Bu köprünün yetersiz kalmasından sonra Sultan Abdülmecid Han tarafından daha sağlam bir köprü yapıldı (1845). Yaklaşık 500 m uzunluğundaki bu köprü de ahşaptı ve dubalar üstüne oturuyordu. Bu köprüden ilk üç gün parasız geçişten sonra 25 Kasım 1845 gününden itibaren geçiş ücreti alınmaya başlandı. Yayalardan beş, yüklü atlardan kırk, boş atlardan yirmi para; yüklü arabalardan da beş kuruş geçiş ücreti alınıyordu. Bu köprüden 31 Mayıs 1930 Pazar gecesine kadar geçiş ücreti alınmasına devam edildi.
Abdülmecid Hanın yaptırdığı köprü on sekiz yıl kullanıldıktan sonra yerine Sultan Abdülaziz’in emriyle daha geniş, daha gösterişli bir köprü kuruldu. Eski köprü ise o sırada iyice harab duruma gelmiş olan Unkapanı köprüsünün yerine çekildi. Abdülaziz Han o zamana kadar kurulan üç tahta köprü yerine ilk madeni köprüyü, 1875 yılında yabancı bir firmaya yaptırdı. 105.000 altına mal olan bu köprü, demirden 24 duba üzerine oturdu. 480 m uzunluğunda, 14 m genişliğindeydi. Bu köprü, 1912 yılında Azapkapı-Unkapanı arasına götürülerek orada 1936 yılına kadar kullanıldı. Yerine 1910-1912 yılları arasında Alman Man firması tarafından 350.000 altına mal olan yeni bir köprü yapıldı. Uzunluğu 462 m, genişliği 25 m olan köprü, 12 parça olup, ortasında geniş iki geçidi vardı. Haliç’e girip çıkan deniz araçları ekseriya gecenin ilk saatlerinde açılan bu geçitten Haliç veya Boğaz’a geçerlerdi.
Başlangıçta Sultan Abdülmecid Hanın ismine izafeten Mecidiye adı ile anılan köprü daha sonra Galata ismini aldı. Galata Köprüsü, Boğaziçi Köprüsü yapılıncaya kadar Boğaz’ın sembolü durumundaydı.
Sultan İkinci Bayezid Han (1468-1512) Haliç üzerinde ilk köprü kurma teşebbüsünde bulundu ise de bunu gerçekleştiremedi. Daha sonra Bezmialem Valide Sultan “Valide Köprüsü” adı verilen ilk ahşap köprüyü yaptırdı (1837). Bu köprünün yetersiz kalmasından sonra Sultan Abdülmecid Han tarafından daha sağlam bir köprü yapıldı (1845). Yaklaşık 500 m uzunluğundaki bu köprü de ahşaptı ve dubalar üstüne oturuyordu. Bu köprüden ilk üç gün parasız geçişten sonra 25 Kasım 1845 gününden itibaren geçiş ücreti alınmaya başlandı. Yayalardan beş, yüklü atlardan kırk, boş atlardan yirmi para; yüklü arabalardan da beş kuruş geçiş ücreti alınıyordu. Bu köprüden 31 Mayıs 1930 Pazar gecesine kadar geçiş ücreti alınmasına devam edildi.
Abdülmecid Hanın yaptırdığı köprü on sekiz yıl kullanıldıktan sonra yerine Sultan Abdülaziz’in emriyle daha geniş, daha gösterişli bir köprü kuruldu. Eski köprü ise o sırada iyice harab duruma gelmiş olan Unkapanı köprüsünün yerine çekildi. Abdülaziz Han o zamana kadar kurulan üç tahta köprü yerine ilk madeni köprüyü, 1875 yılında yabancı bir firmaya yaptırdı. 105.000 altına mal olan bu köprü, demirden 24 duba üzerine oturdu. 480 m uzunluğunda, 14 m genişliğindeydi. Bu köprü, 1912 yılında Azapkapı-Unkapanı arasına götürülerek orada 1936 yılına kadar kullanıldı. Yerine 1910-1912 yılları arasında Alman Man firması tarafından 350.000 altına mal olan yeni bir köprü yapıldı. Uzunluğu 462 m, genişliği 25 m olan köprü, 12 parça olup, ortasında geniş iki geçidi vardı. Haliç’e girip çıkan deniz araçları ekseriya gecenin ilk saatlerinde açılan bu geçitten Haliç veya Boğaz’a geçerlerdi.
Başlangıçta Sultan Abdülmecid Hanın ismine izafeten Mecidiye adı ile anılan köprü daha sonra Galata ismini aldı. Galata Köprüsü, Boğaziçi Köprüsü yapılıncaya kadar Boğaz’ın sembolü durumundaydı.
YENİ CAMİİ - VALİDE SULTAN CAMİİ
Caminin yapımına 1597 yılında III. Mehmet'in annesi Valide Safiye Sultan tarafından karar verildi.Mimar Davut Ağa inşaata Galata Köprüsünden başladı.IV. Mehmet'in annesi Valide Hatice Turhan Sultan döneminde tamamlandı.
Caminin ön avlusuna geniş basamaklarla çıkılmaktadır.Burada yer alan şadırvan,İstanbul'un en güzel çeşmelerinden biri sayılmaktadır.Avluyu 24 kubbeli bir revak çevreler. Cami'nin zemin planı Sultanahmet Camininkine benzer.Merkezi bir yapılanma görülmektedir.Ortadaki büyük kubbe dört sütun ile desteklenmiş ve dört yarım kubbe ile çevrelenmiştir.Caminin iç duvarları ve sütunlar çinilerle süslenmiştir.Hünkar mahfilinden geçilen ayrı küçük bir saltanat odası renkli pencereler,oymalı kapılar ve etkileyici çinilerle bezenmiştir.Yapının güney ucunda Valide Hatice Turhan Sultan'nın ve diğer Sultan'ların türbeleri yer almaktadır...
Caminin ön avlusuna geniş basamaklarla çıkılmaktadır.Burada yer alan şadırvan,İstanbul'un en güzel çeşmelerinden biri sayılmaktadır.Avluyu 24 kubbeli bir revak çevreler. Cami'nin zemin planı Sultanahmet Camininkine benzer.Merkezi bir yapılanma görülmektedir.Ortadaki büyük kubbe dört sütun ile desteklenmiş ve dört yarım kubbe ile çevrelenmiştir.Caminin iç duvarları ve sütunlar çinilerle süslenmiştir.Hünkar mahfilinden geçilen ayrı küçük bir saltanat odası renkli pencereler,oymalı kapılar ve etkileyici çinilerle bezenmiştir.Yapının güney ucunda Valide Hatice Turhan Sultan'nın ve diğer Sultan'ların türbeleri yer almaktadır...
KIZ KULESİ
İstanbul....
Hani taşı toprağı altın derler ya öyle olmasa da her bir köşesinde tarihi barındıran mükemmel şehir...
Ulaşım elbette sıkıntı bu şehir de Metrobüs ten öncesini düşünmek bile istemiyorum...
Bu yazımda İstanbul'un eşsiz güzelliğe sahip olan KIZ KULESİ'ni anlatmak istiyorum...
KIZ KULESİ
Geçmişi 2500 yıl öncesine dayanan bu eşsiz yapı, İstanbul`un tarihine eş bir tarih yaşamış ve bu kentin yaşadıklarına görgü şahitliği yapmıştır. Antik çağda başlayan geçmişiyle, Eski Yunan`dan Bizans İmparatorluğu’na, Bizans`dan Osmanlıya, tüm tarihi dönemlerde var olarak günümüze kadar gelmiştir.
Hani taşı toprağı altın derler ya öyle olmasa da her bir köşesinde tarihi barındıran mükemmel şehir...
Ulaşım elbette sıkıntı bu şehir de Metrobüs ten öncesini düşünmek bile istemiyorum...
Bu yazımda İstanbul'un eşsiz güzelliğe sahip olan KIZ KULESİ'ni anlatmak istiyorum...
KIZ KULESİ
Geçmişi 2500 yıl öncesine dayanan bu eşsiz yapı, İstanbul`un tarihine eş bir tarih yaşamış ve bu kentin yaşadıklarına görgü şahitliği yapmıştır. Antik çağda başlayan geçmişiyle, Eski Yunan`dan Bizans İmparatorluğu’na, Bizans`dan Osmanlıya, tüm tarihi dönemlerde var olarak günümüze kadar gelmiştir.
Kız Kulesi, hakkında çeşitli rivayetler anlatılan, efsanelere konu olan, İstanbul Boğazı'nın Marmara Denizi'ne yakın kısmında,Salacak açıklarında yer alan küçük adacık üzerinde inşa edilmiş yapıdır.
Üsküdar'ın sembolü haline gelen kule, Üsküdar’da Bizans devrinden kalan tek eserdir. MÖ 24 yıllarına kadar uzanan tarihi bir geçmişe sahip olan kule, Karadeniz’in Marmara ile birleştiği yerde küçük bir ada üzerinde kurulmuştur. Bazı Avrupalı tarihçiler burayaLeander Kulesi derler. Kule hakkında pek çok rivayetler bulunmaktadır. Evliya Çelebi kuleyi şöyle tarif eder:
| “ | Deniz içinde karadan bir ok atımı uzak, dört köşe, sanatkarane yapılmış bir yüksek kuledir. Yüksekliği tam 80 (seksen) arşındır. Sathı mesehası iki yüz adımdır. İki taraftan yerde kapısı vardır. | ” |
Bugün görülen kulenin temelleri ve alt katın önemli kısımları II. Mehmed devri yapısıdır. Kulenin etrafındaki sahanlık geniş kaplanmıştır. Üstündeki madalyon halindeki bir mermer levhada, kuleye şimdiki şeklini veren Sultan II. Mahmud'un, Hattat Rasim’in kaleminden çıkmış 1832 tarihli bir tuğrası vardır. Kulenin Eminönü tarafı daha genişçe olup burada bir de sarnıç vardır.
İlk olarak Yunan döneminde bir mezara ev sahipliği yapan bu ada Bizans döneminde inşa edilen ek bina ile gümrük istasyonu olarak kullanılmıştır. Osmanlı döneminde ise gösteri platformundan, savunma kalesine, sürgün istasyonundan, karantina odasına kadar birçok işlev yüklenmiştir. Asli görevi olan ve yüzyıllardan beri varlığı ile insanlara, geceleri ise geçen gemilere göz kırpan feneri ile yol gösterme işlevini hiç kaybetmemiştir.Geçmişten geleceğe en çok da düşlere yol göstermektedir Kız Kulesi. Kız Kulesi 2000 yılında restore edilerek, artık çatal-bıçak seslerinin duyulduğu bir mekân haline dönüştürülmüştür. Kız kulesine ulaşım Salacak ve Ortaköy'den sandallarla yapılmaktadır.
Çok eski tarihi geçmişi olan Kız Kulesi, bir zamanlar, Boğazdan geçen gemilerden vergi alınmak maksadı ile kullanılmıştır. Kule ile Avrupa Yakası boyunca büyük bir zincir çekilmiş ve gemilerin Anadolu Yakası ile Kız Kulesi arasından geçişine (o zamanlar gemi boyutları küçük olduğu için geçebilmekteydi) izin verilmiştir. Bir süre sonra Kule, zinciri taşıyamamış ve Avrupa Yakasına doğru yıkılmıştır. Kuleden suyun içine bakıldığında yıkıntıları görülmektedir.
Antik Çağ'da Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da "Tour de Leandros" (Leandros'un kulesi) ismi ile ün yapmıştır. Şimdi ise Kız Kulesi ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılmaktadır.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

